Kültür Milliyetçiliği Zırıltısı



Türk milliyetçilerinin fikir cephesinin en büyük sorunlarından biri, fikir üretmek, geliştirmek, ithamlara cevap vermek iddiasıyla ortaya fitneden başka bir şey olmayan, acayip bir fikir parçacığı atanlardır. Eften püften bir mesele bulup, o mesele üzerinden mezhep türeten ve o mezhebe de kendi adını yapıştıran imamlar gibi, Türk milliyetçiliği davası da eften-püften fikir kırıntılarıyla ayrılık türeten, sözde fikir adamı ‘papazlar’ yüzünden, başı kesilmiş tavuk gibi kendi etrafında dönüyor. Onun hatrı, bunun emeği, şunun makamı, dünyanın şekli, zamane bahaneleriyle milliyetçilik olmaz kardeşim…
Milliyetçilik, her ne şart altında olursa olsun, bir milletten taraf olmakla mümkündür.
O millete başka milletleri eklemeyle, başka kabilelerin hatrını gözetmekle, ‘ne şiş yansın ne kebap’ gibi ayak oyunlarıyla milliyetçilik olmaz. Bir dinin taraftarlığını yapana, o dinin mensuplarının tamamının davasını güdene, bir dinin mensupları arasında milliyet ayrımı yapmayana milliyetçi değil, dinci denir. O dinin adı İslam’sa, İslam dinine inanan milletlerin davasını güdene, Müslüman milletler arasında ‘kendi milleti için dahi’ ayrım yapmayana, hepsini bir tek millet farz edene, milliyetçi değil ‘ümmetçi’ denir. Bu kadar dil bilgisi meselesini, memleket meselesi, karın ağrısı haline getirmemizin sebebi, en basit meseleleri bile kafası almayanlar; daha doğrusu kafası almıyormuş gibi yapanlardır.
Kaderin daha acı bir cilvesidir ki; bir din davasını, milliyet davasına aşı yapma inadından vazgeçmeyen bu türlü insanlar, kendilerine ‘çüş’ diyen olmadığı için bir kere zıvanadan çıkınca, o fikir çorbasına bir de küresel ideoloji atmakta sakınca görmez hale geliyorlar. Bakıyorlar ki milliyet davasına ümmet davası atınca bir şey olmuyor, Türklük meselesine kürdü, arabı, çingeneyi, hinduyu katınca ses eden yok, eee diğer milletlerin ne suçu var? Bir de demokrat oluyorsun; kimse dışarıda kalmıyor!
Türk Milleti’nin mukaddesatı, kalkınması, lâyık olduğu ‘ırkların üstünde Türk ırkı’ noktasına taşınması davasına, İslam adı altında kürdü, çingeneyi, çerkezi, gürcüyü, arabı katıyorsun. Bir kere pantolon delinince dikiş tutmaz hale geliyor. İflah olmaz bu fikir serseriliği, adı milliyetçilik olan bir davaya, bütün insanları eşit gören demokrasiyi sokmana engel olamıyor.
Geçelim!
Türk milliyetçileri –nedendir bilinmez- defansa kapanan takım gibi, durmadan ve bıkmadan, iftiralara ve ithamlara cevap verme gereği hissetmiş, düşmanlığı ve namertliği açık olan cephelerin suçlamalarına bile, bıkmadan cevap üretme derdine düşmüş.
Türkçülere faşistlik iftirası atanlar, bu iftirayı atarken iyi niyetle düşünmüşler de bir yanılgı sonucu faşist olduğumuzu sanmışlar gibi, bıkmadan ve resmen aptala anlatır gibi faşist olmadığımızı izah etmişiz. 20. yüzyıl külliyatımızın büyük tarafını, faşist olmadığımızın izahatı işgal etmiş. Ne olduğumuzu anlatmaktan ne yapmak istediğimizi anlatmaya sıra gelmemiş. Kâfir miyiz, Şamanist miyiz, İslam düşmanı mıyız, Alman hayranı mıyız, birinin ajanı mıyız, gizli bir ajandamız mı var, cumhuriyet ya da Osmanlı düşmanı mıyız, bölücü müyüz? Biz cevap yetiştirme derdine düştükçe ithamlar, iftiralar, suçlamalar, kısır döngü gibi gelmeye devam etmiş. Bunun adına savunma falan demek bile abesle iştigaldir. Bu –basbayağı- düşmanı memnun etme gayretidir. Savaş kaybettirir! Ömür çürütür. Zamanı, enerjiyi, sabrı ziyan eder.
Bunu da geçelim!
Bu cevap yetiştirme işinde, yetiştirdiği cevap üzerinden mezhep gibi ayrılık yaratırken, bir de düşmana yaranma kaygısı yüzünden meselenin aslına ihanet edenler var.
Faşistlik ithamına karşı, başı-sonu-muhtevası muğlak, tıpkı Türk-İslam-Demokrasi sentezi gibi ne olduğu meçhul bir ‘kültür milliyetçiliği’ palavrası türetilmiş. Komünistin, bölücünün, globalin, devşirmenin, demokratın her türlü ithamına cevap vermeyi pek seven bu ‘kültür milliyetçisi’ takımı, uslu çocuk pozundan –sadece- Türkçüler söz konusu olunca çıkıyorlar; çünkü Türkçüler, milliyetçi olduklarını söylediklerinde, o milletin adını koymayı becermiş olan zümredir. Türk adlı tertemiz okyanusun içine, adı-sanı, soyu-sopu, huyu-suyu karman çorman çomar kabilelerini dâhil etme heveslisi olmayan Türkçülere karşı en şirret düşmanlar, işte bu kültür milliyetçisi takımından çıkıyor. Onlar, düşmanın uydurduğu değer yargıları üzerinden, uyduruk fikirlerle cevap vermeye çok meraklıdır ama biz bu ‘kültür’ propagandacılarına, her zaman olduğu gibi kimseye yaranma kaygısı gütmeden cevap verelim:
‘Türk’ kelimesi, dünyada öyle her insan yığınına nasip olmayacak kapsamlı bir sıfattır. Eskiler ne güzel söylemiş, ‘bal demekle ağız tatlanmaz’ diye. Ne olduğu gayet açık olan milliyetçiliğe, ‘kültür milliyetçiliği’ gibi bir kuyruk takmakla kimse kültürlü falan olmaz. Türk kelimesi, bu sıfatı taşıyanlar için, başka insan yığınlarının taşıdıkları sıfatlardan bin misli daha çok anlam ifade eder. Bu konu, sıfatı taşıyanın uydurduğu, gereksiz bir anlam yükleme meselesi de değildir. Türk, bizim hem ırkımızın, hem kabilemizin, hem soyumuzun, hem dilimizin, hem kültürümüzün, hem vatanımızın vs. adı olmuş kelimedir.
Irk adı olan Türk kelimesi, kültür milliyetçiliği yapınca başka milletleri ya da milliyetsizleri içine katabileceğiniz ve adına ‘kucaklayıcılık’ diyebileceğiniz bir üçkâğıt aracı olamaz. Türk ırkını savunmak, taraftarı olmak, kalkınmasını istemek ırkçılık olduğu için, pek tabi ki Türkçüler de ırkçı olacak.
Kültür milliyetçiliği adlı uydurma davayı savunanların tezine göre, Türk kültürü, Türk ırkının dışında olan birtakım toplulukları da etkilemiş ve bu Türk ırkından olmayan kimseleri de Türk kültürünün etkisinde kaldıkları için müdafaa etmek, milliyetçilik gereğiymiş. Yahu; eğer ki Türk kültürü, Türk ırkından olmayanları da etkisine ve dairesi içine almışsa, bu durum onu yaratan ırkın, sonradan benimseyen ırktan üstün olduğunu göstermez mi?  Eğer ki bazı kabileler, bir takım insan yığınları, Türk ırkından olmadıkları halde Türk kültürünü benimsemişse, Türk ırkının ortaya çıkardığı o ‘kültür’ adlı eserin üstünlüğü açıkça ortaya çıkmaz mı? Türk kültürü adlı dairenin içine girmiş bulunan, o Türk olmayan milletler, dünyada ‘kültürsüz’ olarak mı dolanıyordu? Kendi soyları, o soyun bir adı, ait oldukları bir ırk yok muydu? Mevcut kültürleri çok matah bir şey olsa, Türk kültür dairesine ayıla-bayıla girerler miydi?
Hadi öyle olsun!
Türk kültür dairesine girmiş bulduğunu farz ettiğiniz bir insan yığınının, başka bir ırktan olduğunu nasıl tespit ediyorsunuz? Türk kültürünü benimsemiş, kendisini bu temiz okyanusa bir damla olarak katmış kimsenin, yabancı bir ırktan olduğunu tespit etmek için kullandığınız araçlar, gen araştırması, kan tahlili, iskelet ölçme işiyse, kullandığınız bu araç asıl sizi faşist yapmaz mı? Hangi Türkçü fikir adamı, ırkçılığı bir dava gereği olarak görürken, aynı anda bu işlere, kafatası ölçmeye, gen tahlili yapmaya tenezzül etmiştir? Yahudi kurnazlığı ve siyaset işgüzarlığıyla, tıpkı komünistler ve her türden enternasyonaller gibi Türk ırkçılığını tahkir ederken kullandığınız araçlar, tıpkı onlar gibi insan ırklarına iskelet üzerinden değer biçtiğinizi göstermiyor mu?
***
Picasso denildiği zaman, dünyanın neresinde olursa olsun, her insanda bir fikir oluşur. Ona ait bir eserin para ettiğini, bir değer taşıdığını bilir. Picasso denildiğinde kafasında çeşit çeşit fikir oluşan, o isme bir şekilde aşina olan milyarlarca insandan –acaba- kaç tanesi bir Picasso tablosunun adını söyleyebilir? Eserler, onları üreten, vücuda getiren kimselerin adıyla anılır. Kıymetlerini, değerlerini, kalitelerini ya da değersizliklerini, onları ortaya çıkaran isimler belirler.
Türk kültürü de işte böyle kardeşim!
Türk adlı ırk, bin yılların değirmeninde öğüttüğü, çeşit çeşit coğrafyanın ateşinde pişirdiği, bin türlü badirelerin, felâketlerin altından çıkardığı, milyonlarca zaferle, tecrübeyle, emekle yarattığı kültürün adına, kendi mührünü vurmuş, imzasını atmıştır. O kültürün adının Türk kültürü olmasının sebebi, onu üretenin imzasını taşımasıdır.
Türk dili, Türk yurdu, Türk tarihi de işte aynen böyledir! Sözde milliyetçiliğini yaptığınız o Türk kültürü, Türk ırkının babasının malıyken, nasıl ve hangi sebeple başka kabileleri kucaklama aracı yapılabilir? Türk ırkı, etiyle, kemiğiyle, kültürüyle, diliyle, tarihiyle tek vücut olan Türk milleti; diğer milletlerden –kelimenin hangi manasıyla anlaşılırsa anlaşılsın- üstün olmadıktan sonra, diğer insanlarla ya da diğer Müslümanlarla ya da diğer kimlik vatandaşlarıyla eşit olduktan sonra, o ‘diğer’ dedikleriniz hangi sebeple Türk kültürünün parçası olacak ya da hangi nedenle Türk kültürünü benimsemiş olabilirler?
İşin aslı, siz memlekette, adı bile Türkiye olan Türk vatanında daha fazla takdir edilmek, daha çok sevilmek, baş okşatmak, uslu çocuk olmak, düşmana yaranmak gayesiyle, adı sanı yabancı, soyu sopu karışık, Türk olmadıkları besbelli olanları, hiçbir hakkınız ve yetkiniz olmadığı halde Türk farz ediyor ve o alkış, destek, hatta oy karşılığında da tertemiz bir dava olan Türkçülüğün, tartışmaya kapalı ırkçılığına hücum ediyorsunuz. Kültür milliyetçiliği dediğiniz zırıltı, milliyetçilik falan değil, Türk olmayanların hesabına Türkçü olana saldırma aracıdır.
Türkçüler gen araştırması yapacak araçlardan mahrumdur.
İskelet ölçmek, kan tahlili, kafatası analizi gibi işler, antropoloji biliminin meseleleridir. Yaşayan Türkçüler ve ebediyete göçmüş yolbaşçılarımız arasında bu bilime vakıf olan, ihtisasını yapmış kimse var mı? Hangi Türkçü bu işlere tenezzül etmiş de kültür milliyetçiliği uydurmasıyla aklınız sıra kendinizi bunlardan ayırıyorsunuz?
Bakın;
Tanrıkut Mete ya da Kürşad ya da Bumun Kağan, sayısız isimle ve Türk sıfatıyla tarihe geçmiş binlerce kimsenin Türklüğü, kıl için kavga eden tarihçiler arasında bile tartışmasız sabit bir meseledir. Bunların Türk olmadığını iddia eden bir tane deli bile bulunmaz. Ortada ne araştırılacak genleri, ne ölçülecek kemikleri, ne tahlil edilecek kanları olmadığı halde, bu isimlerin Türklüğü hakkında kimse bir çekişmeye tutuşmuyorken, Türk ırkçılarının Türklük tespitinde gen, kan, kemik araştırdığını iddia etmek namussuzluk değil midir? Hangi Türkçü, Tanrıkut Mete için, Türk demeden önce gen araştırması talep etmiş? Hangi Türkçü, Bumun Kağan’ın kan analizi yapılmadığı için Türklüğünü tartışmaya açmış?
Kültür milliyetçiliği palavrasıyla ortaya atılanlar, şu-bu milletin aidiyetini aleni ve açık olarak taşıyan bir takım nüfus cüzdanı vatandaşlarını Türklüğe yamamaya çalışırken komik olmuyor da Türk ırkçıları, Türklükten başka bir aidiyet taşımayanları aynı ırkın ferdi olarak bağrına basınca mı saçma alacak? O Türklüğe yamamaya çalıştıkları kimseler, Türklüğe bir katkı yapacağı için mi, yoksa mevcut düzende Türk’e eşit oy verebildikleri için mi savunuluyor?
Daha basit anlatayım…
Türk kültürü dediğimiz şey, bizim için kendi evimizin içidir! Bu evin her taşını kendi ailemiz taşımış, çatısını kendi ailemiz çatmış, içini öz anamız temizlemiş, düzenini bizzat bizim ailemiz kurmuştur. Hangi aklı başında Türk evladı, kendi ailesinin eseri olan bu eve, anasının temizlediği, babasının diktiği, ecdat mirası arsa üzerinde kurulmuş bu mübarek ocağa, dışarıdan çöp taşır? Babamızın malı olan bu ‘Türk kültürü’ adlı binaya, hangi aklı başında Türk evladı başka, yabancı, Türk olmayan ortak kabul eder?
Türk kültürü, bin yılların emeğinin, çilesinin, tecrübesinin eseridir. Türk ırkının şerefli evlatlarının, mübarek kanları pahasına bu günlere gelmiştir. Birtakım siyasetçiler kaba etlerini daha büyük koltuklara koysun, birtakım fikir şarlatanları daha çok alkış alsın, birtakım düşmanlar tatmin olsun diye, böyle kutsal bir değer, böyle kıymetli bir eser, önüne gelenin ayağının altına paspas edilir mi?
Daha da basit anlatayım!
Evin oğlu, yanına birkaç arkadaşını takıp gelse. Evin sahibi olan babasına ‘bundan sonra bu arkadaşım da eve ortak olacak’ dese, normal mi karşılanır?
‘Bu arkadaşla ben şu kadar zamandır arkadaşım, şöyle iyi, böyle tatlı, şu kadar kıymetli’ dese ne değişir?
Biz bu evin sahibiyiz!
Kültür milliyetçileri bin yıllık kardeşlerine, kimlik vatandaşlarına, din kardeşlerine, insanlık ahbaplarına şirinlik yapacak diye, milliyetçilik adlı kutsal davayı terk edecek, ayağa düşürecek değiliz.
Kim kimin kardeşiyse, gitsin onun evinde yaşasın!
Biz Türk’ten başka kardeş, arkadaş, dost, ahbap tanımıyoruz.
O kadar!
17 Kasım 2015

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yav Bırak!

ALEVİ |

VİRÜS-2