Kayıtlar

SEBAT

Resim
Kimin kitabında düşmek var ise, Kalkmayı eklesin, daha bitmedi. Ergenekon olsa şüphe, vesvese, Çıkmayı eklesin, daha bitmedi. Son mermi sürülür elbet namluya, Talih oyun etmez, düz hesaplıya, Sevdalı yiğitler kara kaplıya, Sıkmayı eklesin, daha bitmedi. Düşmedi boynumuz, gelmedik dize, Yamulan yollar da çıkacak düze, Kim yıkık yazdıysa şu alnımıza, Yıkmayı eklesin, daha bitmedi. Anlamaz ne sultan, ne hünkâr, vezir... Bu millet derdini taşlara kazır, Son kurşun, son tekme, son yumruk hazır, Çakmayı eklesin, daha bitmedi. Kavgadan kaçış yok, itle, şirretle, Hayatta kalınmaz bu merhametle, Herkes talihine biraz nefretle, Bakmayı eklesin, daha bitmedi. Kim varsa düşünen kendi başını, Yoklasın kurduğu cennet düşünü, Gün gelip koluna ecel kuşunu, Takmayı eklesin, daha bitmedi. Kim varsa milleti kendinden bilen, Milletle ağlayan, milletle gülen, Sinerek yanmayı aklından silen, Yakmayı eklesin, daha bitmedi. Herkes kendisini silsin defterden, Doğrulsun yiğitler düştüğü yerden, Birlikte, yan ya

MÜMKÜNSE

Resim
Taşarsa derdimi taşa söylerim, Halimi sormasın kimse mümkünse. Kırılsa, yarılsa, yansa bir yerim, Yaramı sarmasın kimse mümkünse. Vallahi hasmımdır bir selam veren, Dağıtıp çıkıyor her yere giren, Olur da çıkarsa rüyada gören, Hayıra yormasın kimse mümkünse. Güvenen kaldı mı pişman olmamış? İnanan kaldı mı yara almamış? Nankörlük bilmeyen hayvan kalmamış... Kula şaşırmasın kimse mümkünse. Ne kinden bu halim, ne de öfkeden, Anlamaz ardına bakmadan giden, Sırtına sırtına bıçak girmeden, Sonuca varmasın kimse mümkünse. Gün olur insanın bardağı taşar, Dokunan herkesin feleği şaşar, Düşmez ya; olur da bir işim düşer, Elini vurmasın kimse mümkünse. Sadece bir küçük vefa umarak, Saçıma kır düştü, sakalıma ak, Çok rica ederim; bir günü bırak, Bir an ayırmasın kimse mümkünse. Sabırla dişimi sıkmaktan bıktım, Hep sırtı yaralı çıkmaktan bıktım, Sürekli geriye bakmaktan bıktım, Arkamda durmasın kimse mümkünse. Sevgiler hesaplı, duygular plan, Arzular geçici, umutlar yalan, İçinde adımın geçtiği fa

BAŞAK

Resim
Bizim de gönlümüz yanar, yanıyor... Milliyet sevgisi duyulmuyor mu? Herkes sevdiğine şiir yazıyor, Bizimki sevdadan sayılmıyor mu? Alem bizi hep el alem sanmıştır, Üç laf duysak üçü birden yanlıştır, Üstümüze hangi vebal kalmıştır? Alınan günaha doyulmuyor mu? Aşığıyız, aşıklardan bin beter! Yüreğimiz Türk Eli'dir, Türk atar, Görenler birazcık düşünse yeter, Kafalar yormaya kıyılmıyor mu? Kusurumuz olmamışken hürmette, Bir hatrımız yok mu koca millette? O ne biçim Leyla'lıktır, hayret be! Uyuyan bir daha ayılmıyor mu? Sevdalıyız, Mecnunlardan bin misli, En vefalı, en duygulu, en hisli, Ona rağmen hep yaralı, hep yaslı, Nedir bu kör inat? Cayılmıyor mu? Evet! Bu milletin aşığı biziz, Evladı, oğulu, uşağı biziz, Vatanın buğdayı, başağı biziz, Dolu başaklar da eğilmiyor mu? 16/08/2021 01:30

TAHAMMÜL

Resim
Maalesef eski tadı kalmamış ağzımızın, Artık kendime bile kendi sesim gelmiyor. Bakışlarında hayat kalmamış bazımızın, Uyansın istiyorum, hiç dürtesim gelmiyor. Sığ denizlere doğru akıyor kalabalık, Herkes yanındakine bakıyor alık alık, Arkada kalıyorum, öylece, kalbim buruk, Bırak ikaz etmeyi, el edesim gelmiyor. Her zaman böyle miydi, bilmiyorum buralar, Sanki benimle alay ediyor hatıralar, Bir tuhaf haller oldu herkese bu aralar, Çok tuhaf... Ne kalasım, ne gidesim gelmiyor. Gönüller ayrı ayrı, muhabbet uzak uzak, Her biri ayrı âlem, şunların haline bak! Benim bile ağzımı, bıçak açmıyor bıçak, Hık mık ediyorum da dökülesim gelmiyor. İnsanların yüzünde mana da neşe de yok, Saklanmak mümkün değil; kuytu da köşe de yok, Halimiz itten beter, keyfimiz paşada yok! Tebessüm ediyorum da gülesim gelmiyor. Bilmiyorum ne kırdı, kararttı kalbimizi, Boğacak hale geldik, kinden birbirimizi, Tahammülüm kalmadı, yatıştırmaktan sizi, Hem yaşamak ıstırap, hem ölesim gelmiyor. 15/08/2021 01:00

DEVİR

Resim
Dinle yavrucağım; dinle bu devir, Herkesin herkese husumet devri. Sorma hiç kimseye, sadakat nedir? Bu devir sadığa ihanet devri... Sorma yavrucağım, şen hayallerin, Elinde kalmasın bu canilerin. Bu devir, neşeyle can verenlerin, Umutsuz sağların kıyamet devri... Böyle yavrucağım, maalesef böyle, Güneşe dişini geçirdi gölge, Bu devir, ha bire yanarken ülke, Çakmakla, benzinle siyaset devri... Bir de yavrucağım, sabır, tevekkül, Pul kadar bir işe yaramıyor, pul! Bu devir, kullara secde eden kul, Putlara  saygılı diyanet devri... İşte yavrucağım, böyleyken işler, Başka baharlara yetmedi düşler, Bu devir sıkmaktan kırılan dişler, Kırılan kalplerin ticaret devri... Sen de yavrucağım, aman ha sen de Yıkılma, Yıkılma! Umudum sende... Üzgünüm, suçlusu sen değilsen de Bu devir, dünyanın en lânet devri... 14/08/2021 02:00

NENE HATUN

Resim
  1857 yılında, Erzurum’un Palandöken ilçesine bağlı olan Çeperli Köyü’nde, Hüseyin ve Zeliha çiftinin bir kız çocukları oldu. Nene adını koydukları bu kız çocuğu 17 yaşına geldiğinde, Mehmet adlı bir köylüsüyle evlendi. Mehmet ve Nene’nin 1 erkek ve 1 kız çocukları olmuştu ki 93 Harbi olarak anılan Osmanlı-Rus Savaşı patlak verdi. Rumi takvime göre 1293 yılına denk gelen ve miladi takvimle 1877-1878 yıllarında yaşanan bu savaşı, ‘Hasta Adam’ adını taktıkları Osmanlı’dan toprak kopartmak kastıyla hücuma geçen Ruslar başlattı. Plana göre; Kafkaslardan ve Balkanlardan aynı anda saldıracaklar, 2 (iki) ay içinde İstanbul’u alarak Osmanlı’ya öldürücü darbeyi vuracaklardı. Öyle sanıyorlardı… Nisan 1877’de başlayan Rus saldırısında Batum ve Ardahan’ın düşmesi çok çabuk oldu. Kars’ta 6 ay sürecek bir direnişle karşılaşan Rusların planları istedikleri gibi gitmemişti ama dönmeye niyetleri de yoktu. Bir Osmanlı alışkanlığı olarak ordular Erzurum’a çekildi ve orada savunma yapılmasına kara

KOVUN BUNLARI

Resim
  Tarihin hiçbir devrinde birleşik bir devlet teşkilatına ya da millet anlamında bir birliğe erişememiş Araplar; bu uğraştan umut kestikten sonra, tekrar umutlanmak için yüzyıllar boyunca Osmanlı idaresinde kalmaya ve bu idareden kurtulma yolunu ayaklarına getiren Yahudi bir İngiliz ajanına muhtaçtılar. Şerif Hüseyin başta olmak üzere; temelinde ihanet bulunan bu kalkışma hareketinin bütün liderleri, merkezi İstanbul’da bulunan Osmanlı devleti tarafından bizzat yetiştirilmiş ve isyan ettikleri bölgelere görevli olarak gönderilmiş memurlardır. Şerif Hüseyin   İstanbul doğumludur. Ayağındaki pantolondan memuriyet belgesine kadar hepsinde Osmanlı imzası ve hakkı vardır. Bir Arap olan Aziz El Masri , Birinci Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı Ordusu’nda görevli bir subaydı. Ayrıca Enver Paşa ’nın Harp Okulu’ndan sınıf arkadaşıdır. Arap isyanının çıkmasıyla birlikte ordudan kaçarak isyancılara katılmış, Mısır’da Genel Kurmay Başkanlığı’na kadar yükselmiştir. Arapların ihaneti incelenmeye ka