Kayıtlar

NENE HATUN

Resim
  1857 yılında, Erzurum’un Palandöken ilçesine bağlı olan Çeperli Köyü’nde, Hüseyin ve Zeliha çiftinin bir kız çocukları oldu. Nene adını koydukları bu kız çocuğu 17 yaşına geldiğinde, Mehmet adlı bir köylüsüyle evlendi. Mehmet ve Nene’nin 1 erkek ve 1 kız çocukları olmuştu ki 93 Harbi olarak anılan Osmanlı-Rus Savaşı patlak verdi. Rumi takvime göre 1293 yılına denk gelen ve miladi takvimle 1877-1878 yıllarında yaşanan bu savaşı, ‘Hasta Adam’ adını taktıkları Osmanlı’dan toprak kopartmak kastıyla hücuma geçen Ruslar başlattı. Plana göre; Kafkaslardan ve Balkanlardan aynı anda saldıracaklar, 2 (iki) ay içinde İstanbul’u alarak Osmanlı’ya öldürücü darbeyi vuracaklardı. Öyle sanıyorlardı… Nisan 1877’de başlayan Rus saldırısında Batum ve Ardahan’ın düşmesi çok çabuk oldu. Kars’ta 6 ay sürecek bir direnişle karşılaşan Rusların planları istedikleri gibi gitmemişti ama dönmeye niyetleri de yoktu. Bir Osmanlı alışkanlığı olarak ordular Erzurum’a çekildi ve orada savunma yapılmasına kara

KOVUN BUNLARI

Resim
  Tarihin hiçbir devrinde birleşik bir devlet teşkilatına ya da millet anlamında bir birliğe erişememiş Araplar; bu uğraştan umut kestikten sonra, tekrar umutlanmak için yüzyıllar boyunca Osmanlı idaresinde kalmaya ve bu idareden kurtulma yolunu ayaklarına getiren Yahudi bir İngiliz ajanına muhtaçtılar. Şerif Hüseyin başta olmak üzere; temelinde ihanet bulunan bu kalkışma hareketinin bütün liderleri, merkezi İstanbul’da bulunan Osmanlı devleti tarafından bizzat yetiştirilmiş ve isyan ettikleri bölgelere görevli olarak gönderilmiş memurlardır. Şerif Hüseyin   İstanbul doğumludur. Ayağındaki pantolondan memuriyet belgesine kadar hepsinde Osmanlı imzası ve hakkı vardır. Bir Arap olan Aziz El Masri , Birinci Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı Ordusu’nda görevli bir subaydı. Ayrıca Enver Paşa ’nın Harp Okulu’ndan sınıf arkadaşıdır. Arap isyanının çıkmasıyla birlikte ordudan kaçarak isyancılara katılmış, Mısır’da Genel Kurmay Başkanlığı’na kadar yükselmiştir. Arapların ihaneti incelenmeye ka

KOMBİN |

Resim
  Askere atılan mermiyi ağzına almaz, kadına atılan tekmeyi yazıyor. Milletin ayağında don yok, birinin ayağındaki şortu milli mesele yapmış. Işığı gözünü alıyor. Aydın sanıyorsun. İyice yaklaşıyorsun. Bir de bakıyorsun ki alüminyum folyo ! Kahve muhabbetine nükleer atom fiziğinden girerek deneme yap; o işin uzmanının yedi ceddine düz gidecekler bak. Millet bulanık su içmekten, senin kaynak diye gösterdiğin otoriteye şüpheyle bakmayı sanat haline getirmiştir çünkü… *** Tüketimi teşvik etme işinin adı reklamdır ve bütün iletişim araçlarının ekmeği, o boyalı değirmenden çıkar. Ciğeri beş para etmez insanları jüri yapıp, genç kızları palyaço gibi bezeyip, bunların karşılıklı hakaretleri, ikili çemkirmeleri, seviyesiz atışmaları üzerine programlarla milletin beynini ayakkabı köselesine çeviren düzen değil mi bu? Alüminyum folyo maharetiyle ışıldayan aydın takımının, bunların meselelerini gazete köşelerine, haber analizlerine dâhil ettiği devir değil mi kardeşim? Liseli çocu

TÜRBAN |

Resim
  Canan Dağdeviren. 1985 İstanbul doğumlu. Fizik mühendisi. Harvard Genç Akademisyenler üyesi. Forbes dergisinin ‘30 yaş altı akademisyenler’ listesine girmiş bir Türk. Pilsiz çalışan ve giyilebilen kalp çipi yapmış. Cilt kanserini teşhis eden cihaz yapmış. Katlanabilen, giyilebilen elektronik cihazlar üzerine çalışmalar yapmış, yapıyor… İlham kaynağı olarak kendisine Başbuğ Atatürk’ü seçmiş. Onun hatırasından güç aldığını söylemiş. Feryal Özel. 1975 İstanbul doğumlu. 2002’de doktor olmuş. Aynı yıl NASA’ya girmiş. 2005’te profesör olmuş. Evlenmiş, iki çocuk yapmış. CERN’de de çalışmış. Şimdi ne yapıyor? 2020 yılında faaliyete girecek olan NASA’nın uzay teleskobunu yapan ekibin başında. Dilhan Eryurt. 1926 İzmir doğumlu. 1969’da Ay’a iniş projesinde sağladığı katkılar nedeniyle NASA’dan ödül almış: ‘Apollo Başarı Ödülü’. 69-73 yılları arası NASA’da ve bölümündeki tek kadın olarak çalışmış. Dönmüş yurda, ODTÜ’de çalışmaya başlamış. 2012’de evinde kalp krizi geçirip öld

TEBRİKLER |

Resim
  Bu yazıyı okuyacak durumda olduğun için kutlarım. Hayatına dair isyanların, pişmanlıkların, keşkelerin, hayal kırıklıkların haksız… Geleceğe dair umutsuzlukların varsa bir şey diyemem fakat geçmişin için tebrik ederim. Başardın. Annenin karnındayken, senden 10 ay önce doğmuş kardeşinle birlikte ormanlık alanda katledilmen mümkündü. O süreci sağ salim atlatıp doğmaya karar verdiğin anda, annenin sancılarıyla birlikte yola koyulup kar altında donarak ailecek ölmen de mümkündü. Nerelisin? Buralıysan mümkündür… Kırkın çıktığı gün baban asker olabilir, sen de ayazdan ölebilirdin. Suriyelinin çocuğu devlete, askerin çocuğu Allah’a emanet. Mümkündü. İki aylıkken sünnet edilmek kastıyla, iki yaşında arabada unutularak ölebilirdin. İcradan, borçtan, fakirlikten bunaldıkça birbirine çatan ailenden bir taraf cinnet getirebilirdi. Aile faciası diye haberlere konu olabilirdin. Yalnız başına çırpınarak seni büyütmeye çalışan annen işe gidebilir, sen de elektrikli battaniyeyle ısınma

DAMAĞIMIZDA KALAN - 2

Resim
  DAMAĞIMIZDA KALAN- 1 Şanlı Azerbaycan ordusunun, 3 gün devam eden saldırışları sonunda emperyalist yamyamların araya girmesi ve bir kere daha Ermenileri himaye etmesi nedeniyle Karabağ gündemimiz kasıtlı olarak gündemden çıkartılmış gibi görünüyor.  ABD ve kadim dostu Rusya’nın, paniklemiş bir vaziyette ‘ateşkes’ çağrılarının arasında, çok sesi çıkmasa da Avrupa Birliği de bilinen Haçlı ruhuyla meseleye dâhil oldu.   Üç gün süren savaş neticesinde ortaya çıkan sonuçlar, öyle görülüyor ki en çok Ermenistan’ın çapulcu başkanını şaşırtmış durumda. Sığıntı ve uydurma bir devletin başında bulunduğunu herkesten daha iyi bildiği için, çatışmaların başlamasıyla birlikte soluğu Almanya’da alan sığıntı devlet başkanı, Angela Merkel’le yaptığı yalvarma toplantısının ardında düzenlenen basın açıklamasında, çapsızlığını ve ülkesinin sefaletini bir kere daha itiraf etti: ‘Azerbaycan, modern silahlarının olduğunu son üç günde gösterdi’ diyerek, tarihî bir gerçek olan Ermeni acizliğini bir ke

AZİZ HÜDAİ (1880-1950)

Resim
  Atatürk’ten 1 yaş büyük olan Aziz Hüdai, 1880 yılında doğmuş, 1902’de Harbiye’den birincilikle mezun olmuş. Balkan Savaşı’na katılmış. Edirne cephesinde yaralanarak esir düşmüş. Serbest kaldıktan sonra, Kuleli Askerî Lisesi’nde Fransızca öğretmenliği yapmış. I. Dünya Savaşı sırasında, askerî sansür kuruluna girmiş. Savaşın kaybedilmesi sonrası işgal güçleri tarafından kurulan sansür heyetine, Türk üye olarak alınmış. Sansür kurullarının görevi, otoritenin beğenmeyeceği yazıları sansürlemektir. 9 Şubat 1919’da Süleyman Nazif’in ‘Kara Bir Gün’ adlı yazısını görmezden geldiği için Aziz Hüdai İzmir’e sürgün edilmiş. KARA BİR GÜN Buraya ayrı bir başlık açmam gerekiyor: ‘Kara Bir Gün’ adlı yazı, işgal günlerinde yazılması ve göz yumulması zor bir yazıdır. Yazının yayınlandığı Hadisat gazetesini de Cenap Şehabettin’le birlikte Süleyman Nazif çıkarıyordu. Süleyman Nazif, Basra, Kastamonu, Trabzon, Musul ve Bağdat gibi önemli şehirlerde valilik yapmış bir İttihatçı’ydı. Ömrü