Lanet


LÂNET TÜRK’Ü HANÇERLEYEN BİLEĞE |
5 Eylül günü Türkiye adlanan ülkenin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan; şaşırtan açıklamalarından en şaşırtanını yapıyordu.  Şiir okumak ve ağlamaklı konuşmak adetine devam ediyor; fakat bu defa Türklükten, Türklüğün kardeşliğinden ‘gardaşlık’ diyerek, üstüne basa basa bahsediyordu.
Halk partisinin başkanı olan muhatabına, Boraltan Faciası’nı işaret ederek insanlık dersi, şeref dersi, namus dersi vermeye çalışıyordu. Aynı konuşmanın içinde, muhatabına ‘biz Osmanlı torunuyuz; sen kimin torunusun?’ diye soruyordu.
Gurur duyduğu ecdadından ibretlik örnekler verirken; İspanya’dan sürülen Sefarad Yahudilerine kucak açışlarından, batılı kaçak feodallere nasıl sahip çıktıklarından örnekler veriyor; lafı cumhuriyet dönemindeki kötü örneğe doğru getiriyordu. Türkiye adlanan ülkenin başbakanı, ecdadı farz ettiği Osmanlı’nın yüzyıllar önce hangi soysuza, hangi kaçkına nasıl kucak açtığını, gurur duyarak ve detaylarıyla hatırlıyor, fakat iş Boraltan faciasına gelince 1944 yılında gerçekleşen olayı, 1945 yılında geçmiş gibi anlatıyor.
‘Gardaşlık’ meselesinin üstünden şairâne bir biçimde, derin vurgular yaparak ve yine duygulu tavırlarla anlattığı hadise, Tayyip Erdoğan’ı neden ve nasıl ilgilendirir? Yüzyıllar önce değil, daha 1992 yılının 26 Şubat tarihinde Karabağ’da, o öz kardaşlarımızın topraklarını, dolayısıyla öz yurdumuzu işgal eden Ermenilere açılım taklaları atan; Hocalı’da en adi rezillikleri, katliamları, tecavüzleri yapan Ermeni başını hatırlı misafir gibi ağırlayan aynı başbakan değil midir? O Ermeni başı Sarkisyan, dilenci Yunanistan’a gider gitmez, o şanlı ecdadına sövene kadar Alican Sınır Kapısı’nı açarak işgalci ve katil Ermenilere can kurtaran simidi atmaya çalışan, şu Boraltan Faciası’ndan bahseden, kardaşlıktan dem vuran adam değil midir? Ermenilerin katil başını, misafir kabul etmeyen beni ve arkadaşlarımı, sırf o katilin güzel hatrı için günlerce emniyet müdürlüğü bodrumlarında, tek kişilik hücrelerde tutan, yüzlerce polisle evlerimizi basan, elinde Azerbaycan bayrağı tutan herkese anarşist muamelesi yapan, üç renkli bayrağı çöp kutularında toplayan, valilik emriyle yasaklayan hangi devlettir ve o devletin hükümetinin en başı; işte o kardaşlıktan dem vuran, ecdattan bahseden adam değil midir?
Misafirperverlikmiş; ecdatmış....
O adam değil midir; bizim kapımıza yüzlerce polis, sınırdan davul- zurnayla giren teröristin ayağına savcı gönderen? O adam değil midir; Türk kelimesinden bile rahatsız olup, Türkiyelilik diye bir fitne uyduran? Aynı adam değil midir; o milletin anasına sövüp kaçtığı Avrupa ülkesinde ölen adi bir bölücünün şarkılarıyla ağlayan, ona methiyeler düzen? Acaba o adamın, edebiyatını ve siyasetini yaptığı ‘gardaşlık’ hangi gardaşlıktır?
Sayın başbakana, CHP’li muhatabına sorduğu soruyu aynen soruyorum...
Sen kimin torunusun sayın başbakan?
‘Suriyeli mülteci’ diye tanımladığınız, sevimli yavrucaklar gibi gösterdiğiniz arap ve kürt kaçkınlar; kendi gardaşına Amerika’nın silahlarıyla saldıran katiller, Boraltan’da ihanete ve katliama uğrayan Türk’ün öz gardaşlarına nereden benziyor?
İspanya’dan sürülüp, Anadolu’ya kadar kimsenin insan yerine koymadığı Yahudiler, hangi yönden, defalarca sırtından vurduğumuz fakat bir kere bile ihanetini görmediğimiz Azerbaycan Türklüğüne benziyor?
Sizin bahsettiğiniz ve ecdat kabul ettiğiniz Osmanlı’nın kucak açtığı kaçkın batılı feodaller, Stalin’in zulmünden kaçan Azerbaycanlı kardaşlarımızın nereden dengi oluyor?
 Aynı konuşmanın içinde, dil-din-renk-inanç ayrımı yapmadığınızın edebiyatını okuduktan sonra, gardaşlıktan bahsetmek, hangi mantığın eseridir acaba? Ne o adam ne de onu alkışlayan -milliyetçisinden liboşuna- dalkavuk takımı, Türklüğün mukaddesatını ve kardaşlığını anlayamaz; bilemez! Ancak gündelik siyasete malzeme yapar; ayrım bilmeyen dilinde bu kutsalı kirletir.
Bir konuşmanın içinde, Boraltan’da ihanete uğrayan öz kardaşlarımızdan bahsederken, lafı Dersimli eşkiyalara getirmek ve Azerbaycan Türklüğüyle, Dersim soysuzluğunu bir tutmak, işte bu çirkin siyasetin ve bu türlü siyasetçilerin Türklüğe bakışının apaçık ilânıdır!
Kardaşlık; öyle mi?
Sayın başbakan;
Güney Azerbaycan milli davasının lideri Dr. Çağrı Çehreganlı 3 Kasım Cumartesi günü, saat 15:10’da Ankara Esenboğa Havalimanı’nda oğluyla birlikte Türkiye’mize vardılar ancak maalesef 7 yıl yasaktan sonra tekrar girişine izin verilmedi ve İran’ın baskıları sonucu sınır dışı edildi.
İkinci Dünya Savaşı’nın en zirve noktasında, Türk’ün Türk’e yaptığı hainliği şiirli, türkülü dilinize doluyorsunuz da sizin hüküm ettiğiniz 2012 yılında, öz yurdunu sırtından vurmuş yüzbinlerce Suriyeli Arap’a kucak açan, besleyen, semirten Türkiye’niz, bir Çöhregani’ye kapısını neden açamıyor?
Stalin’in ordusu mu sınırınıza yığılmıştı? Sovyet tanklarından mı korktunuz? Yüzbinlerce Arap kaçkına kucak açarken edebiyatını yaptığınız insanlık, eli kanlı teröristlere savcı gönderirken dem vurduğunuz ‘baba devlet’ yerin dibine girdiyse; başındakiler neden halâ üstünde dolaşıyor?
Dr. Çehreganlı’yı siz, sizin hükümetiniz, sizin devletiniz kimin kucağına attı acaba? Kimin vicdanına terk etti?
Yazık bu millete ki; kendi evinin kapısına bağladığı köpek, evin sahibiyle, yabancıyı ayıramayacak kadar yaban bir köpektir!
Sayın başbakan cevap verecek değil ya; bütün sorularımızın cevabını, onun sevdiği usulle kendimiz verelim:
‘Bir suç mu düşmana göğüs gerdiğim?
Canımı Türklüğe gönül verdiğim?
Rusların açtığı yaradan derin,
Anayurtta öz kardaştan gördüğüm.
Seslenseydim, ses çıkardı her taştan,
Ne beklersin sağırlaşan bir baştan.’
15 Aralık 2012

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yav Bırak!

ALEVİ |

VİRÜS-2