KANUN




Diyarbakır’da, Kız İmam Hatip Lisesi’nde coğrafya öğretmeni olan bir şerefsiz, 16 yaşındaki öğrencisini taciz etti. Bu sapık öğretmen, 34 yaşında ve 3 çocuk babası…
Öğretmen olmakla birlikte terörist!
2000 yılında, Hizbullah Terör Örgütü üyesi olmaktan hapse girmiş; 2004’te tahliye olmuş.
Yarım milyon öğretmen, atama yapılmadığı için asgari ücretle çalışıyorken, peş peşe intihar haberleri geliyorken, terörden 4 yıl hapis yatan puştu öğretmen yapmışlar.
Evli ve 3 çocuk babası olan bu puşt da 16 yaşındaki öğrencisine evlilik teklif etmiş.
Öğrencinin ailesi meseleyi öğrenince şikayetçi olmuş.
Mahkemenin seyrinden anladığımıza göre, bu öğrencinin ailesi de şeriatçı.

Asıl meseleye şu:
Bu şikayet sebebiyle ‘3 maaş kesme’ cezası alan öğretmen, kızın babasına uzun bir mesaj atmış.
İçeriğini merak eden bulur, okur; beni ilgilendiren kadarını aktaracağım.
Diyor ki:
Bir hata işledim. Suçun Allah’ın şeriatı doğrultusunda mahkeme edilmesi gerekir. Allah ve şeriatına iman ettiğini söyleyen biri olarak, davayı şeriata taşımak yerine Allah’ın yasakladığı tağuta ve tağutun hükmüne havale ettin. Şeriatçı biri olarak Allah’ın hükmüne değil tağutun hükmüne müracaat ettin. Gel senin söyleyeceğin bir imama meseleyi götürelim. Allah’ın hükmü nedir aramızda imam hâkim olsun. Şeriat benim ölümüme hükmetsin, eğer ölümden kaçarsam yerlerin ve göklerin laneti üzerime olsun.’
Bu sözlere bakınca, sapık ve terörist öğretmenin, masum olduğunu iddia ettiği düşünülebilir. Öyle değil. Kazın ayağı sonra anlaşılıyor:
Haram olan, namusuna zarar verecek bir şey yapmadım. Allah’ın helalini talep etmekten dolayı bu leke üzerime sürülürse bununla asla yaşayamam. Gençlerinizin bir eline keleş bir eline satır da verseniz geleceğim. Bir hiç yüzünden hayatım zehir oldu. Yaptığınız günah ve iğrençliklerin haddi hesabı yok. Helalinden bir işe yönelik adım attım.’
Yani bu sapık terörist, masum olduğunu falan iddia etmiyor. Ölümü göze almış falan da değil. 16 yaşındaki öğrencisini, ikinci karı olarak istemiş olmasının, şeriata uygun olduğunu söylüyor. ‘Tağut’ diye tarif ettiği bu düzenin mahkemeleri ve kanunları nazarında suç olan bu fiilin, şeriatta suç olmadığını, dolayısıyla suçsuz olduğunu söylüyor.
Burada üstü kapalı bir tehdit var. Kızın babası şeriatçı olduğuna göre, tağut mahkemelerine gitmiş olmakla, asıl suçlu olan onlardır. Mesajın içeriğinde bahsi geçen yaptırım gücü, eline silah ve satır verilebilen gençler…
İşi o gençlere havale etmekle, kızın babasını, örtülü biçimde tehdit ediyor.
Çünkü kendisi, 16 yaşında bir kızı ikinci karı olarak istemekle helâl bir iş yapmış; oysa kızın babası ‘tağut’ düzenine sığınmakla kâfirlik etmiştir.
Bu terörist sapık, ‘sarkıntılık’ suçundan ve alt sınırdan ceza aldı.
Mahkemede buna bir de iyi hal indirimi uygulandı, iyi mi?
Bu şeriatçı, bu cezaya da itiraz etti. Kararı istinafa gönderdi.
Çünkü, bu devletin okulunda, bu devletten maaş alarak öğretmenlik yapmasında bir sakınca görmüyordu ama bu devletin bayrağını, düzenini, mahkemesini, kanununu ‘tağut’ olarak görüyordu.
Uzattım ama anlatmam gerekiyordu.

Şu sebeple anlattım:
Bitlis’in Güroymak ilçesinde, bir tarikat şeyhi, evinde, misafiri tarafından öldürüldü.
Devletin, milletin parasıyla yaşayan kurumunda, kürtçe yayın yapan kanalı izleyenlerin aşina olduğu bir sima…
Kürtçe vaazlar vermesiyle tanınıyor.
Kürtlerin ‘Norşin’ dediği Güroymak ilçemizde, ‘Norşin evliyaları’ diye poz kesen bir kabileye mensup.
Yine, kürtlerin alışık olduğu biçimde ‘seyda’ sıfatıyla yaşıyorlar. Sözde peygamber torunu oldukları için bu sıfat da babadan oğula geçe geçe geliyor.
Peki; ne satıyorlar?
Tıpkı Menzil, Eskişehir, İsmailağa isimleriyle bilinen emsalleri gibi bunlar da Nakşibendi.
‘Allah’ı, kadının uzuvları şeklinde gören ve bu uzuvlar sebebiyle yataktan çıkamadığını, ellerinde su gibi eriyip aktığını’ söyleyen İmam Rabbanî, bunlara göre en tartışmasız kaynak.
Yine bunlara göre, Abdulkadir Geylani isimli şeyhlerinin her sözü, Allah’ın sözleridir. Allah onun ağzından konuşmuştur. Ölüyü diriltmiştir. Yine öldürmüştür.
Şah-ı Nakşibendi isimli bir kurucuları var. 12 yıl boyunca, cellatlık mesleği icra etmiştir. Kestiği kellenin hesabı bilinmediği halde, bu cellat da gönül insanıdır.
Şimdi de bu tarikatı, ‘SEYDA’ diye andıkları kürtler yürütmektedir.
‘Vekil’ isimli başka kürtler de sağda solda bunların temsilcisi olarak el etek öptürmektedir.
Tövbe dağıtmak, çorba dağıtmak gibi günlük işlerin yanında, uçak durdurmak, dünya döndürmek, rızık vermek gibi mucizeleri de vardır.
Fakat; mesela Güroymak’taki öldürülebilirken, Menzil’deki ‘çürük’ olabiliyor.
Her türlü fantastik hareket var ama ‘çürük’ olduğu için askerlik yapmamış.

Geçelim!
Asıl dikkat çekmek istediğim konuya geliyorum:
Bitlis’te öldürülen bu şeyh, hangi sebeple öldürülmüş?
Norşin evliyası diye poz kesen bu şahıs, sadece arapça okuma öğretmek gibi ya da fantastik hikayelere konu olmak gibi işlerle uğraşmıyor.
Asıl iş hüküm kesmek.
Kavgalı aşiretleri barıştırmak gibi haberlere konu olsa da sadece barış işlerine de bakmıyor. Yazının başında anlattığım sapık ve terörist öğretmenin talep ettiği gibi, şeriat mahkemeleri de kuruyor.
Bu kürt şeyhine, tarla anlaşmazlığı bulunan iki kürt müracaat etmiş. Bu kürt şeyhi de mahkeme kurup hüküm vermiş. Verdiği karardan memnun olmayan tarafla daha sonra yolda karşılaşmışlar. Herifi kahvaltıya davet etmiş. O kürt de gelip bunu öldürmüş.
Mesele bu kadarla kalsa, ‘kürt kürdü öldürmüş’ deyip geçerdim.
Bu ülkenin bakanları; İçişleri bakanı, Adalet bakanı, bu herife taziye mesajı yayınlamak için adeta yarış ediyor. Mesajlarına bakınca, resmen bağırlarının yandığı anlaşılıyor.
Güroymak değil, Norşin diyorlar.
Medrese diyorlar, müderris diyorlar.
İnsan dehşete düşüyor!
Diyarbakır’a, Şırnak’a, Hakkari’ye ne zaman PKK haritasına göre isimlerle sesleneceklerini merak ediyorum. Bunların yapmadığı şey değil. Menfaat icabı kürtçe konuşmak için şekilden şekile girmişlikleri var. Balık hafızalılar ya da kantin milliyetçileri unutmuş olabilir; ben hatırlıyorum.
Bu ülkenin Adalet Bakanı, kafasına göre şeriat mahkemesi kuran, kafasına göre şeriat hükümleriyle karar veren ve bu karar sebebiyle öldürülen bir kürt için ağıt yakıyor.
Bir uyuşturucu kaçakçısına, bir narkotik şube müdürü ağıt yaksa ne olur?
Çatışmada ölen teröriste, garnizon komutanı ağıt yaksa ne deriz?
Adalet bakanı, şeriat mahkemesi hakimine ağıt yakıyor.
‘Bu nedir?’ diyorsun; ‘sen Müslüman mısın?’ diye mukabele ediyorlar.
Seyit Rıza’nın yaptığı aşiret reisliğinden, bunların yaptığı evliyalığın ne farkı var?
Şeyh Sait isimli katilin yaptığı iş, şeriat mahkemesi kurup hüküm kesmek, o hükümden yola çıkarak devletin mahkemelerini tanımamak, bunu bahane ederek isyan çıkarmak değil miydi?
Ne farkı var?
O da kürt, o da Nakşibendi, o da şeriatçı, o şeriat mahkemesi kuran ve kendi hükmünün üstünde hüküm tanımayan bir kanun tanımazdı.
Fetullah neydi?
O da cahil, hoca, tüccar, siyasetçi, din simsarıydı.
O da sözde ilimle irfanla meşguldü.
O da sözde eğitimle, Kur’an öğretmekle, sevgiyle, saygıyla meşguldü.
Devlet, kime devlettir?
Kendisini tanımayanlar, kanunlarını sallamayanlar, aşiretler, örgütler, holding tarikatlar arasında tercih yapan devlet mi olur?
Kanun nedir?
Gücü yeten yetene, kim kimi koparırsa, ormanda düşeni yerler kanunu mudur?
Devlet, sadece garibana mı devlettir?

Bunlardan daha önemli bir sorum var:
Siz, caddelerde tanklar yürümeden ya da kız çocuğunuz istismar edilmeden uyanamaz mısınız?
20/01/2020
Caner KARA

Yorumlar

Yorum Gönderme

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yav Bırak!

ALEVİ |

VİRÜS-2