VİRÜS-2



Sayın cumhurbaşkanından virüse karşı önlemlere dair şeyler duyacağını sanan yurttaşlar olarak bir haftalık bekleyişimiz sonunda bitti.
Sayın AKP genel başkanının, AKP’nin 17 yıllık macerasında gösterdiği başarıları dinledik.
Merakımız virüs konusuydu ama tabii ki lafı 15 Temmuz destanı ve kendisinin başkomutanlık ettiği sınır ötesi harekatların başarılarından açtı. Zaten konumuzun ne olursa olsun; 15 Temmuz ve Suriye operasyonlarına değinmeden o mevzuya girmemiz mümkün olmuyor. 15 Temmuz tarihini zikretmek, güncel bir besmele haline geldi…
Uzatmayalım!
Sayın cumhurbaşkanı, sayın AKP genel başkanının 17 yıllık başarılarını referans göstererek, gelecekteki durumlara karşı da kendilerine güvenilmesi gerektiğine dair uzun bir nutuk verdi.
Malum virüsün tarihçesi ve geçmiş virüslerin istatistik izahlarından sonra, bir miktar atanmamış öğretmenlerin bir avuç kadarını atayacaklarının da müjdesini verdi.
Virüs salgınıyla boğuşan başka ülkelerin, başka başkanlarının ağzından, o ülkelerin aldığı sosyal tedbirleri dinleyerek şımarmış olduğumuz için ‘virüs geldiğine göre tedbir de gelir’ diye düşünüyorduk ama sayın cumhurbaşkanımızın açıklamalarından sonra şımarıklık virüsümüzün etkisi geçti.
Vergilerin ve borçların ertelenmesi, şirketlerin ve işletmelerin desteklenmesi, elektrik, su, barınma gibi konularda devletin arkamızda olması, hazineden bu salgını atlatma işine ayrılan bütçe miktarı gibi konuları duyamadık ama 15 Temmuz’da milletçe yazdığımız destanı bir kere daha hatırlamış olduk.
Tabii ki bütün televizyon kanallarının canlı yayınladığı, bütün gazetelerin manşet attığı, bütün internet sitelerinin son dakika olarak verdiği, bütün sosyal medya bağımlılarının kafa yorduğu konuyu burada bir kere didikleyerek kafanızı ütüleyecek değilim.
Sayın cumhurbaşkanımızın AKP genel başkanı adına yaptığı açıklamaların -kendi adıma- çok önemli bir tarafı var:
Bir haftadır kendisini görmüş ya da duymuş değildim.
Bundan dolayıdır ki muhaliflerinin analizlerini de duymamış oldum.
Bu kadarcık mutluluk bile böylesi kara günlerde önemlidir.
Bu virüs salgını, sadece siyasetçilerimizin negatif etkilerine maruz kalarak birbirimizi yemekten alıkoymuş değil.
Daha neler neler oldu…
Bu salgınla meşgul olmadan önce nelerle meşgul edildiğimizi hatırlıyor musunuz?
Millet meclisinde yüzlerce milletvekilinin tekme tokat kavgasını izledik en son. Onun hemen öncesinde, sayın AKP genel başkanının küfürlü ithamları; muhalefetin aynı küfürlerle cevapları…
Sonrasında mecliste tekme tokat kavga ve onu müteakiben de tarafların basın açıklaması yoluyla karşılıklı küfürleri.
Hepsi, bu virüs paniğiyle son buldu.
Suriye cephesinden bir günde onlarca şehit haberi ve şehit haberleri sonrası yapılan intikam yeminleri, kararlılık nutukları…
Sonrasında milli vicdanı rencide eden gülüşmeler, barış anlaşmaları, el sıkışmalar…
Bir günde gündemden düştü. Ne şehit haberi, ne intikam yeminleri, ne intikam yeminini bozanların nutukları kaldı.
AKP’nin ve MHP’nin kampları, CHP’nin kurultay planları iptal edildi.
HDP’nin nevruz planları ve orada bölücü nutuklar çekerek provokasyon yaratma hayalleri suya düştü.
İçişleri bakanı Süleyman Soylu’nun agresif nutukları, gazeteci haşlayan cevapları, bol tehdit ve kabadayılık içerikli açıklamaları son buldu. Onun yerine, sağlık bakanının kim olduğunu öğrenme fırsatı bulduk. Dr. Fahrettin Koca’yı, virüs salgını konulu basın açıklamalarıyla tanıdık ve agresiflik yapmadan, gazeteci fırçalamadan, kimseyi tehdit etmeden de bakanlık yapılabildiğini görmüş olduk. Beyefendi ve babacan kişiliğiyle sadece yandaşların değil; muhaliflerin de takdirini kazanabildi.
Sayın cumhurbaşkanımız ve AKP genel başkanımız değil ama Hazine ve Maliye bakanlığı vergi borçlarını ertelediğini duyurdu. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) emekli maaşlarının, talep etmeleri durumunda emeklilerin evlerine gönderileceğini duyurdu. İtidal şiirimi okudular da akıllarına geldi derdim ama ispat edemeyeceğim için iddia da edemiyorum. Geçelim…
Sadece siyasette değil; memleketin her yerinde olumlu gelişmeler görüyorum.
Tembellerin sosyalleşme biçimini tekeline alan ve herkese dayatan AVM’ler kapanıyor.
Mülteciler sebebiyle delik deşik olmuş hudutlarımız daha güvenli hale geliyor.
Umreden dönen yurttaşlar, her ne kadar polisle çatışarak ve virüs bulaştırmak için o polislere tükürerek de olsa öğrenci yurtlarını tanımış oldu. Devletimizin öğrenci yurtlarının konforunu beğenmeyerek video çekip lanet okumak suretiyle giriştikleri isyan da kendilerini kınayan milletimizin sağduyulu tavrıyla ellerinde patladı. Bu az şey midir? Birbirimizi anlamadan millet olmamız mümkün müydü?
Okullar tatil edildi. Bu tatilin sınırı şimdilik belli olsa da gelişecek şartların ne getirdiği bilinmediği için tatilin de ucu şimdilik açık. Bu şartlarda eğitim ve öğretimin nasıl devam edeceğine dair planlar yapılması, uzaktan öğretime dair yollar aranması, bu konuda teknolojiyi kullanabileceğimizin de kabul edilmesi, önemli bir gelişmedir. Henüz sonuç vermiş olmasa da kafaların siyasetçi kavgalarıyla meşgul olmasından çok daha sağlıklı bir iştir.
Belediyeler temizlikte yarış halinde…
Her saat başı onlarca belediyeden temizlik haberi geliyor. Ajanslar bu haberleri yetiştirmekte adeta güçlük çekiyor. Dolup taşmış çöp tenekeleri, nazi kampı kılıklı hayvan barınakları, patlamış kanalizasyon görüntüleri gündemden düştü. Yeni moda, toplu taşıma araçlarını dezenfekte eden, yolları, caddeleri, meydanları çamaşır suyuyla yıkayan belediyeci haberleri. Takdir ederek izliyoruz.
Sadece belediyeler değil; vatandaşlar da temizlik yarışında. Marketler temizlik malzemesi yetiştiremiyor. En iğrenç sapıklıkları, aile içi rezillikleri, kokuşmuş insan ilişkilerini akşama kadar yayınlamayı televizyonculuk başarısı sanan ucube sunucular, durmadan yeni temizlik biçimleri, en sağlıklı temizlenme yollarını anlatıyor.
Belediyelerin kira alacakları, su faturaları gibi şeylerde erteleme yoluna gittiğine dair müjdeli haberler çıkıyor. Bakanların ve milletvekillerinin, okulların açılmasıyla birlikte öğrencilere ücretsiz fındık, kayısı, süt vs. dağıtacağına dair sözler verdiğini görüyoruz. Herkes, kendi yöresel ürününü bütün Türkiye’de dağıtacağına dair söz verme yarışında…
Beş para etmez televizyon dizileri, virüs salgını sebebiyle ara verdiklerini ilan ediyor. Kötü tiyatrolardan da benzer haberler geliyor. Dört gözle, iğrenç sapıklıkları umuma ilan eden programların da sonunun gelmesini bekliyorum.
İşsizler evde oturuyor. Kötü mahallelerin köşe başlarında serserilikle vakit geçiren müptezeller de virüsten kaçınıyor. Bunların içinde -bence- en önemli gelişme, düğün, nişan, cenaze ve asker eğlencelerinin yasaklanması. Tek başına normal gibi görünen insanların, toplu cinnet yaşammış gibi hareketler yaptığı kitlesel eğlence ya da matem hareketlerine oldum olası saygı duyamıyorum. Belki de bu salgın vesilesiyle, daha normal eğlence ya da matem yöntemleri öğreniriz.
Sadece Türkiye değil; bütün dünyada olumlu gelişmeler yaşanıyor.
Bir yerlerden savaş, katliam, soykırım, vahşet haberleri gelmiyor. Virüs çıktı çıkalı, kimse kimsenin yurdunu işgal etmiyor.
Hava kirliliğinden dolayı sadece fiziksel değil, güneş görmemekten kaynaklanan psikolojik hastalıklar da yayılmış Çin’de, virüs çıktığından beri hava temizlenmiş. Yüzyılda simsiyah bir perde haline getirdikleri gökyüzü, iki ayda tertemiz olmuş. Çin’den gelen tek sevindirici haber bu değil; virüs salgını somnrası, boşanma davalarında da patlama yaşanmış. Evdeki karantinadan kurtulan sarı benizliler, koşa koşa boşanma davaları açmışlar. Bu bile tek başına, insanlık alemmi için sevindirici bir haberdir. Dünyanın daha fazla Çinliye ihtiyacı yok.
Sadece Çin de değil; İtalya’da yaşanan salgının ağır sonuçları sebebiyle onlar da evlerine kapanmış durumda. Daha bir ay olmadan Venedik kanalları temizlenmiş. Petrol yeşili leş gibi kanallar dupduru akıyor. Kanallarda balıkların ve kuğuların yüzdüğüne dair görüntüler izliyoruz. Az şey midir?
Daha yakında, daha önemli gelişmeler oluyor. KKTC başkanının teslimiyetçi ve Türkiye aleyhtarı tavırları sebebiyle, Rumlara yanaşma çabaları da elinde patladı. Milletçe bir serseriye engel olamadık ama Rum tarafı virüs salgını sebebiyle bütün sınır kapılarını kapatınca, onun hain emelleri de elinde patladı. Az şey midir?
Saymakla bitecek gibi değil; özet geçeceğim:
NİKE, Mc. Donald’s, Burger King, Apple, Pizza Hut gibi örümcek ağları, mağazalarını kapatıp çalışanlarına ücretli izin vermek zorunda kaldı.
Facebook, sadece izin değil; biner dolar da ikramiye verdi.
Filmmor adlı feminik festivali iptal oldu. İnsanlar iptal etmeye çalışsa ortalığı yıkarlardı ama virüse cinsiyetçilik yapıştırmanın yolunu henüz bulamadılar.
Berlin Filarmoni Orkestrası, konserlerine internetten devam edecekmiş. Documentarist, belgeselleri internetten yayınlayacakmış.
Herkesin sanat anlayışı farklı tabii ki…
Almanya ve Portekiz’de, futbol müsabakalarını satın alan yayıncı kuruluşlar, bu virüs salgını sebebiyle o maçları artık şifresiz yayınlama kararı almış.
Salgınla uğraşan büyük-küçük devletler; o mücadele için ayırdıkları bütçeyi açıklarken adeta birbirleriyle yarış ediyorlar. Güç gösterisinin yeni bir şekli ortaya çıkmış gibi görünüyor.
Devletlerin yarışına başkaları da dahil oluyor.
Kapitalizmin şeytanı IMF, bu mücadelede ihtiyaç duyan ülkelere 50 milyar $- 300 milyar $ arası yardım edeceğini duyurdu. Amerikan merkez bankası FED, faizleri sıfıra indirdi. Öncesinde polemik yaratıp tartışmaya girmeden, Kuran’ı referans gösterme gereği duymadan, faizleri direkt sıfıra indirdi. Yetmedi, dolar basacağını duyurdu. Bizim paramız karşısında değer kaybetmedi ama olsun; başkası adına utanmayı da başkası adına mutlu olmayı öğrendik…
İnsanları ve toplumları perişan eden bir virüse güzelleme yazmıyorum; yanlış anlaşılmasın.
Kibrit alevinde hayal görüp Polyannacılık oynuyor da değilim.
Dünyayı kurtarma başarısını virüsten bekleyecek, kurtuluş umutlarını virüse bağlayacak kadar Indepencence Day filmi de izlemedim.
Sadece, yurdumuzun selameti ve kurtuluşu için umutlarım var.
Çin’in havasını, Venedik’in kanallarını, Kâbe’nin çevresini, büyükşehirlerimizin toplu taşıma araçlarını, caddelerini, meydanlarını, kahvehaneleri, meyhaneleri, pavyonları, milletvekillerimizin ağızlarını, bakanlarımızın üslubunu tertemiz eden ya da en azından buna vesile olan bu kör olası virüsten; milletimizin makus talihini de temizlemesini umsam, ben de bunu dilesem çok mu?
Yirmi yıldır başımızda dolanan kara bulutlardan, örgütlü cehaletten, gönüllü sefaletten, bitmeyen hakaretten, bulaşıcı hoyratlıktan, kırıcı şirretlikten, siyasi tiksinmeden, yakamıza yapışan lanetten bu vesileyle kurtulmayı umsam çok mu?
Düne kadar Çin’in havasının temizleneceği, İtalya’da sokakların boş kalacağı, FED’in faizleri sıfıra indireceği kimin aklına gelirdi?
Kim bilir; belki bizim bahtımıza da bir kurtuluş düşmüştür…
Sevgiler.

Caner KARA
18/03/2020

Yorumlar

Yorum Gönderme

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALEVİ |

Yav Bırak!

ATEŞKEŞ |