SAVCI



Özgür Katip Kaya…

2007 yılında Bafra’dan Bursa’ya cumhuriyet savcısı olarak geldi.

Dönemin modasına uygun olarak, bizim de akıl almaz palavralarla tutuklanmaya, evlerimizin basılmaya başlandığı yıllardı.

İkide bir silahlı terör eylemi, roketatarlı saldırı, polis noktalarına baskın, şuna buna suikast gibi suçlamalarla kendimizi terörle mücadele bodrumunda ya da savcının karşısında buluyorduk.

O dönemin değişmez suçlamalarından biri de ‘Bülent Arınç’a suikast girişimi’ idi…

Şimdilerde cumhurbaşkanına hakaretten mahkemelik olmak nasıl modaysa, o dönemde de Bülent Arınç’a suikast girişiminden yargılanmayana adam demiyorlardı.

Bugünlerde her şehrin sembol yapılarına Azerbaycan bayrağı donatan AKP iradesi, o günlerde evlerimize yüzlerce polis gönderip suç delili diye pilavlık pirinçlerin içinde Azerbaycan bayrağı arıyordu. Bugünlerde Azerbaycan güzellemesi yapan yalaka ve yalama basınımız da o günlerde Azerbaycan bayrağı açmayı 11 Eylül saldırılarına benzeten haberler yapıyordu. 

Toplu halde gözaltılar ve delilsiz suçlardan adliyelik oluşumuzun ardından, şahsi olarak ‘silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek’ suçlamasıyla git-gel yapmalarım başladı. Bir subayı terörden yargılamak ya da bir milliyetçiyi örgütten tutuklamak, dönemin savcılarının ‘liyakat’ gösterme biçimiydi. 

2009 yılında 3 günlük bir gözaltının ardından serbest kaldığım bir maceradan hemen sonra, yine bir çağrıyla adliyenin yolunu tuttum. 

Özgür savcıyla bu şekilde tanıştım…

O zamanlar adı ‘cemaat’ olan terör örgütünün yayınlarından gıyabında tanıyordum:

‘Olay savcı yine iş başında’ gibi manşetlerde adı geçiyordu.

Bafra’da bir grup ülkücüyü serbest bırakmış, protesto yapan faşistleri salıvermiş vs…

Sümüklü cahilin kravatlı sünepeleri, kellesini alamadıkları bir savcıyı sindiremezdi.

Geçelim…

Özgür savcı, alışık olmadığım bir şekilde ağırladı beni.

Normalde savcıyla aramızda bir başka görevli durur, dar odada bir ya da 2 kâtip olurdu.

Savcı odasında oturmak da mümkün olmuyor, arada duran görevlinin sert çocuk imajlı bakışlarının arasından anca konuşabiliyorduk.

İlk defa bir savcıyla teke tek konuşma fırsatım oldu.

Aleyhimde delil olabilecek ne kadar el bildirisi, sosyal medya paylaşımı, eylem görüntüsü varsa toplayıp önüne koymuşlar, şişirme bir dosya için gerekli olan her türlü materyali sağlamışlardı.

Kapıda karşıladı…

Oturduk; kahvemiz geldi.

25 yaşlarında, çocukluktan itibaren sicili bozuk, dönemin şartlarında vukuat işlemek dışında becerisi olmayan bir adamla, o adamı haritadan silmek için her türlü materyali olan cumhuriyet savcısı…

Bir muhalifi aradan çekse, sırtını sıvazlamaya hazır onlarca sümüklü cemaat savcısı, siyasetçisi, gazetecisi vardı.

Öyle olmadı…

Zekeriya Öz’ün Bursa şubesi Ferruh Gün’ün aksine, eline geçen kozu istismar etmedi.

Önce benim yazdığım ve sokak sokak dağıtılan bildirileri okuduk; anlamadığı yerleri sordu.

Alışık olmadığı bir cinsle karşılaşmış savcı azdır; merakla dinledi.

Sonra -başka savcıda görmek nasip olmadı- kendini tanıttı:

Özetle; 54 yıl önce Erzincan’da doğmuş. Alevi bir ailenin çocuğu. Rizeli, sünni bir hanımla evlenmiş. Eşinin oruçlu olduğu günlerde evde yemek yemiyor. Milli günleri kutlar, dini bayramları milli bayramların önüne koymaz, aşure günlerinde adliyede aşure dağıtır.

Sorsak hümanist…

Bence, hayvanları daha çok sever. O bakımdan bizdendir…

Benim yazdığım her şey önünde olduğu için o da yazdığı küçük bir kitabı hediye etti.

Hukukun beni alakadar etmeyen bir tarafına dair yazılmış olduğu için dikkatimi çekmedi.

Akşam, mesai bitene kadar sohbet ettik. 

Alışık olduğu milliyetçilere verdiği nasihatlerin hiçbiri bana işlemedi.

Sandığı gibi mezhep yobazı ya da din siyasetçisi çıkmayınca, dosya kendi başını yemiş oldu.

Mesai bitince, bizim sohbetimiz de bitti. 

O çantasını topladı. Beraber adliyeden çıktık.

Fabrika servisinden bozma adliye otobüsüne bindi. Orada ayrıldık…

Arabası olmayan cumhuriyet savcısı, servis otobüsüyle eve gitti.

Sonra araba aldı.

Her akşam, adliyede mesaisi bitince, arabasına atlar, Nilüfer belediyesinin hayvan barınağındaki canlara mama, ilaç, bakım malzemesi götürürdü. 

Sümüklü imamın tasmalı yargıçları, torpilli savcıları belasını buldu.

Ermenistan yalakalığı, Azerbaycan düşmanlığı devirleri de mazide kaldı.

Benim, teröristlerin şikâyetiyle terörden yargılanma devrim bile şimdilik geride kaldı.

Özgür savcı, 3 yıl önce Van’a tayin edildi. 

3 yıldır orada görev yapıyordu.

Orada da sahipsiz canlara sahiplik etmeye devam etti.

20 gün önce Çin virüsü teşhisi konmuş.

Dün, vefat etti.

1 çocuk babasıydı.

En son 1 Eylül’de sosyal medya hesabından son paylaşımını yapmış.

Diyor ki;

‘Adalete sadakatle görev yapanlara selam olsun.’

Adalete sadakatle görev yapan adam, aziz ruhunu saygıyla selamlıyorum.

Ne hainleri ne de senin gibi sadıkları unutmadık.

O kahvenin 30 yıl daha hatrı kaldı.

Ruhun şad olsun.

04/10/2020 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yav Bırak!

ALEVİ |

VİRÜS-2